This user hasn't shared any biographical information
Takunya Libidocusu: Mücadelede 5′inci yıl
Posted in Takunya Libidocusu on Nisan 6, 2012
Levh- i Mahfuz herkesin okuması gereken bir kitap
Posted in Cem Akkılıç, Takunya Libidocusu on Mart 27, 2012
Geçenlerde kitapçıları dolaşırken gözüme bir kitap takıldı. İçeriğine bakınca hemen satın aldım ve bir solukta okudum. Günümüz toplumunun Allah ile dolandırıldığı bu karanlık günlerde herkesin okuması gerektiğine inandığım kitabın ismi Levh- i Mahfuz. Yazarı ise Burak Özdemir.
Şimdi kitabın tanımıtı ile ilgili yazılmış anektodu aktarıyorum.
Yeryüzünde işler hiç iyi gitmiyordu. Dünya gergin, insanlar mutsuzdu.
Artık zamanı gelmişti…
Tanrı, imajını değiştirmesi için bir reklam ajansıyla anlaştı.
Tanrı ile genç reklamcı, Messenger’da chat’leşmeye başladılar.
Çocuk “Nasıl olur da Tanrı insanla chat’leşir?” diye sordu.
“Musa ile çalılıklar üzerinden konuşmuştum, seninle de internetten yazışıyorum. Bunda şaşılacak bir şey göremiyorum” yanıtını aldı.
Çocuk “Kuran, kutsal bir kitap. O varken İslam’ın imajını değiştirmek neden bana düşüyor?” diye sordu.
“Kuran’ı bir de benden dinlemeye ne dersin?” dedi Tanrı.
“Bu, resim çizmeyi Picasso’dan öğrenmek gibi bir şey” dedi çocuk Ve her şey ondan sonra başladı…
“Artık kütüphanende daha önce hiç okunmamış, kutsal bir kitabın olduğunu biliyorsun. Sır senindir” dedi Tanrı… Öğrendiklerine inanamayan çocuk sokağa çıkıp avaz avaz bağırmak, haykırmak istiyordu…
Elif, Lam, Mim… Bu harflere dikkatli bakın, yakında onlar dünyayı değiştirecekler.
Çünkü bugün, büyük gün… Bugün Tanrı’nın doğum günü.
Bin yıllık suskunluk sona eriyor, dinler tarihinin en kadim sırrı gün ışığına çıkıyor…
Bugün… Bu büyük gün, tüm İslam âlemine, insanlığa ve canlılığa hayırlı olsun…
Tanrı’nın doğum günü kutlu olsun…
Yazının girişinde söylediğim gibi bu harika eseri bir çırpıda okudum ve siz okuyucularıma mutlaka tavsiye ediyorum.
Burak Özdemir’in 936 sayfalık Levh- i Mahfuz isimli eserini okumak gerektiğine inanıyorum.
Cem Akkılıç
27 Mart 2012
Takunya Libidocusu: Yeni din; ılımlı İslam
Posted in Takunya Libidocusu on Mart 27, 2012
Hepimiz çekeriz o tetiği!..
Posted in Cem Akkılıç on Mart 25, 2012
Hayatının en büyük tokadını Çanakkale’de Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ten yemiş olan İngiltere başkanı Winston Churchill Türkiye’ye resmi ziyarete gelir. Atatürk ile görüşme esnasında ‘’Çanakkale savaşını nasıl kazandınız’’ diye bir soru yöneltir Churchill.
Atatürk genç yaverinden silahını ister. İçinden bütün mermileri çıkarır.
Dışarıdan bir nöbetçi asker çağırır, tabancayı uzatır.”Kendini vur!”der.
Asker saniye tereddüt etmez, tabancayı şakağına dayar ve tetiği çeker.
Churchill hayretler içindedir. Atatürk “işte böyle kazandık” der.
O andan itibaren şımarıklığı ile tanınan bay Winston, görüşme bitene kadar Atamızın gözlerine bakamaz. Atatürk ise misafirinin gözlerinin içine bakmaktadır sürekli.
Cem Akkılıç
26 Mart 2012
Cem Akkılıç Cemology Onuncu köy: Pensilvanya şiirleri…
Posted in Cem Akkılıç on Mart 19, 2012
Ali Emre Bukağılı o küfürleri kimden öğrendi acaba?
Posted in Cem Akkılıç on Mart 8, 2012
Ali Emre Bukağılı isimli şahıs, 2 yıl önce Mart 2010 tarihinde hakkımda şikayetçi olmuştu. Bu nedenle evim aranmış bilgisayarıma el koyulmuştu.
Baskından bir süre sonra eve gelen mahkeme zarfını açtığımda ilk önce hayretler içinde kalmış, sonra kahkahalarla gülmüştüm.
Çünkü akla hayale gelmeyen küfürler ile karşılaşmıştım!..
Arkadaşın hayal dünyası oldukça geniş ve argo potansiyeli bir hayli fazlaymış. Adnan Hoca tayfasının hem bu kadar sapıkça laflar sıralaması hem de sisteme muhalefet eden biz yazarlara iftira atması hiç şaşırtmadı beni.
Aradan tam 2 koca yıl geçti ve duruşma tarihi tam da 8 Mart 2012 Kadınlar Günü’ne denk geldi. Beyefendi duruşmada yoktu.
İlk önce Ali Emre Bukağılı isimli zat-ı muhteremin komik iftiralarından kısaca söz edeyim…
Sanki benim kalemimden çıkmış ve bloglarımda yazmışım gibi öylesine tiksinti veren küfürler yazmış ki şikâyet dilekçesine, değil buraya yazmak kırk yıllık asker arkadaşımı görsem anlatmaya utanırım.
Ancak bir iki örnek vereyim ki, bu adamın nasıl bir iftiracı olduğunu cümle alem artık anlasın.
Sözüm ona ben; ”Turbanlı kızlar anal seks yapıyor, Müslümanlar aptaldır vs.” gibi hakaretler yazmışım bloglarımda.
1.5 sayfalık dilekçesinde küfür dışında neredeyse normal bir kelime yok.
Hani insan sallarda, biraz makul sallar kardeşim dedirten türden…
Nasıl olsa son yıllarda esen; Atatürkçüleri susturma dalgası var ya, arkadaşta bu akımdan medet umuyor. Korkuturum, ürkütürüm zannediyor. Ama o 2 yıl önceki baskından sonra ben yüzlerce yazı yazdım bloglarımda. Yüz binlerce insan okudu yazdıklarımı ve hâlâ okuyor.
Bukağılı tarafından atılan iftira ve küfür boyutunu kısa geçiyorum! Asıl önemli meselelere geliyorum.
Dünkü duruşmada yargıç hanım gerçekten adil ve anlayışlı davrandı…
Trafik sorunundan dolayı 1 saat geç kaldım ve duruşmayı kaçırdım. Gelecek duruşmanın Eylül ayına sarkıtıldığını öğrendikten sonra istekte bulunarak duruşmanın yapılmasını istedim ve öğleden sonra duruşma başladı.
Ancak bir konu var ki, internet ülkemize geleli neredeyse 20 yıl olmasına rağmen hâlâ hukuki boşluklar, bilinmezlikler ortadan kaldırılamamış.
Savcılarımız, yargıçlarımız hatta avukatlar bile bu konuda bazen çelişkide kalabiliyorlar.
Savunmamı, savcılık makamının, şikâyeti titizlikle araştırmadan dikkate alıp dava açması üzerinden başlattım. Çünkü gelen mahkeme pusulasında ‘’delil’’ olarak sadece Bukağılı’nın iftiraları gösterilmişti. Düşünün, bu adamın hayal ürünü iftiraları yüzünden iki yıl önce evim aranmıştı. Yazmadığımız hakaretler yüzünden evlerimiz aranıyor iyi mi!..
Duruşmada özellikle ifade edip; ‘’eğer savcılık makamı delilleri araştırmış olsaydı şimdi bu dava olmazdı…’’ diyerek zabta geçirttim.
Mahkemeden, Google’a yazı yazılarak şikâyete konu olan sitelerim hakkında önbellek yazı dökümünün alınmasını talep ettim.
Fakat Hakim, bazı sitelerin, yazıları savcılığa yollamadığından yakındı. O sitelerin başında Facebook gelmektedir. Çünkü Facebook Türk yargısına kesinlikle kişilerin ip adresini vermez. Ben ısrarla kendi sitelerimin eskiye dönük kayıtlarının talep edilmesini istedim. Çünkü Google bunu yapıyor ve benim bloglarımda zaten Google’a ait blogspotlar.
Yargıç hanım bunu hemen kabul etti ve duruşma 6 ay sonraya Eylül 2012 tarihine bırakıldı.
Bu noktadan sonra savunmamı avukatım Orhan bey üstlenecek.
Zaten Google’dan gelecek olan önbellek yazı çıktıları ile Bukağılı’nın iftiraları yan yana getirilip kıyaslandığında, adalet yerini bulmuş olacak ve biz kendisini dava edeceğiz.
Ama asıl önemlisi; açtığı her davayı kaybettiğini öğrendiğim Ali Emre Bukağılı o küfürleri kimden öğrendi acaba?..
*
İşin özeti şudur; Adnan Hocaya yakınlığıyla bilinen bir zat çıkıyor, önüne gelen muhalif sitelere, kitap yazarlarına iftira atarak mahkemeye veriyor. Savcılık ise sadece bu zatın iftiralarını delil olarak göstererek dava açıyor. Zaten adam neredeyse açtığı tüm davaları kaybetmiş.
Şimdi birazda işin diğer enteresan boyutuna gelelim.
Açıkçası Bukağılı’yı merak ettim ve adını internette arattığımda karşıma son derece ilginç bilgiler geldi.
İnternetteki birçok yoruma bakınca şunu öğrendim; Adnan Hoca isimli dinci, muhalif yazarları mahkeme yoluyla korkutup, sindirmek için Ali’yi taşeron olarak kullanıyormuş. Yani önüne gelen her muhalif kitap yazarını, site yayıncısını mahkemeye verip çoğunu kaybeden kişiymiş meğerse bizim Ali.
Mesela Ekşi Sözlük sitesinde bu adam oldukça popüler durumda.
Hayal dünyası geniş, insanların üzerine iftira atıp dava açarak susturabileceğini sanan muhterem Ali Emre Bukağılı hakkında ilginç tespitler var.
Merak edenler linkleri tıklayabilir.
http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=ali+emre+buka%C4%9F%C4%B1l%C4%B1
Enteresan ve çok beğendiğim bir yazı daha. Lütfen buradan okuyun.
İTÜ sözlük bu adam hakkında oldukça keyifli şeyler yazmış. Gülerek okuyacaksınız.
http://www.itusozluk.com/goster.php/ali+emre+buka%F0%FDl%FD
Ali Emre Bukağılı ile Adnan Hoca videosu ![]()
Cem Akkılıç
9 Mart 2012
* * *
Bu yazıyı internetten buldum, paylaşmak istedim.
İlgili vatandaştan (Ali Emre Bukağılı) bahsetmemin nedeni elbette kendisinin bahsedilmeye değer biri olduğu anlamına gelmiyor. Ancak konu olduğu olaylara bakınca, görüyoruz ki bir kısım çevreler davadan olumlu bir sonuç elde edemeyeceklerini kestirebildiklerinde dahi dava açarak, kitleleri tahrik ederek, bire bin katıp yaygaralar kopararak inanç ve fikir özgürlüğünü kısıtlamaya çalışıyor.
Davalardan bir şey çıkmaması o kadar da önemli değil. Yaratılan hava hemen hepimizde bir tedirginliğe neden oluyor ve esasında yapmak istedikleri şey de bu. Arka arkaya açılan davalar sadece davalılara değil beğenmedikleri her türlü görüşü savunanlara yönelik bir mesaj içeriyor: Ayağınızı denk alın, yargı nasılsa bizden. Bugün bir şey çıkmaz, yarın da çıkmaz, ama sonraki gün ne olacağını Allah bilir.
İleri demokrasinin bir ayağı da bu olsa gerek…
Türk bayrağına hakaret eden Akepe’li kadınlar
Posted in Takunya Libidocusu on Mart 5, 2012
“Ordu’da düzenlenen AK Parti Kadın Kolları Toplantısı’na AK Parti’li kadınların Türk bayrağına yaptıkları saygısızlık damgasını vurdu.
Başbakan Erdoğan’ın G20 Zirvesi’nde yere konulan küçücük bir Türk bayrağını yerden alıp, cebine koymasını dünya âlem duydu ancak AK Parti’li kadınlar duymadı.
Sözcü gazetesinin haberine göre, Ordu’da düzenlenen AK Parti Kadın Kolları 3. Olağan Kongresi’ne katılan AK Parti’li kadınlar salonda dağıtılan Türk bayraklarını koyacak yer bulamayınca, çözümü bayrakların üstüne oturmakta buldular. Kimisi ise bayrakları yere koymayı tercih etti.”
Çevremde ki insanlardan bazıları benim akepe’yi tahammülsüz ve saldırgan bir tavırla hatta önyargıyla eleştirdiğimi söyler hep. Yukarıda ki haberi okuduğum da ben de içimden “çok mu kötü niyetli düşünüyorum acaba?” dedim. Ya da bizler artık satın alınmış ve asimile edilmiş medya sayesinde bazı şeyleri kanıksamaya mı başladık? Atatürk büstüne hakaret eden türbanlı kızlar, eğitim sisteminde yapılmak istenenler, “kadın çok eşli olmalı” diyen azgın kadınlar derken sıra bayrağımıza geldi de bunu koyun gibi seyrediyor muyuz?
Haberin fotoğrafına baktım. Yapan kadın eminim bunu sadece cahilliğinden yaptı. Akepe kadını düşünmekten yoksundur. “git” denir gider, “gel” denir gelir. Yeri gelir Arap Filistinlilere kendi vatanından çok bağlanır yeri gelir saçının telinden tahrik olunup tecavüz edilmesine sesi çıkmaz, “kader” der geçer.
Mustafa Kemal Atatürk devrimlerinde hep kadınları ön saflarda tuttu. Bir ülkenin muassır medeniyet seviyesinin kadınlar sayesinde yükseleceğini bilecek kadar ileri görüşlü bir insandı. Bu ülkesinin refahını düşünen bir liderin yapması gerekendi.
Ülkesini değil de kendi rantını düşünen ve emperyalistlere verdiği bölünmüş ülke sözünü tutmak isteyenler ise iktidara gelir gelmez ilk kadınları toplum hayatından silmek istedi.
Din’in hiç bir yerinde olmayan türban diye bir şey icat ettiler, kafalarıyla birlikte beyinlerini de kapattılar. Her diktatör halkı cahil olsun ister. Halkı ne kadar cahil olursa onu sorgulamayacağını bilir. Kadınları 3.sınıf yapıp evlere kapatmanın amacı da tam olarak bu.
Kadın’ı bireylikten çıkartma çabalarının meyvesi de iktidara geldiklerinden beri %1400 artan şiddet olayları. Sokakta öldürülen,devlet koruması isteyip devletin hastanesinde bıçaklanan kadınlar. Tecavüze uğrayan kadınlar ve çocuklar. Salıverilen zanlılar. Neredeyse “sen tecavüz et biz seni salarız” diyen yargı sistemi.
Bunun yanında haberde ki gibi dizilerle, magazinle kasıtlı olarak aptallaştırılmış akepe kadını. Hatırlarsınız yıllar önce iki türbanlı kız röportaj sırasında “ben Atatürk’ü sevmiyorum Humeyni’yi seviyorum” dediğinde hissettiklerimizi. Kızın bunu demesi değil cehaleti beni daha da şaşırtmıştı. Zavallı aptal sevdiği Humeyni’nin “şii” olduğundan ve Sünni katliamlarına imza attığından bile bir haberdi. İşte tam olarak akepe’nin istediği kadın ve seçmen kitlesi de bu. Başına örttüğü bez parçası ile Müslüman olduğunu sanan, okumayan, düşünmeyen, sadece oy zamanı akıllara gelen koyunlar.
Eminim bu haberde ki kadına Kurtuluş Savaşımızda o bayrak yere düşmesin diye canından bile vazgeçen insanları anlatsan suratına boş boş bakacaktır. Arap bayrağını Türk bayrağından çok seven siyasetçinin kadın kolundan da seçmeninden de başka şey beklenmez…
Korhan Korman
5 Mart 2012
Turbanlı kadınlar Türk bayrağının üzerine oturdu.
Siyasal İslamcıların yalanları
Posted in Cem Akkılıç on Şubat 26, 2012
Bugün sizlere internet sahtekârı İslamcılar hakkında oldukça çarpıcı belgeler sunacağım.
AKP tayfasının yaptığı sahtekârlıkların en komik olanını göstereceğim…
Bu belge niteliğindeki yazımda dincilerin artık iyice şaşırdıklarını ve çaresizlikten nasıl yalanlara sarıldıklarını göreceksiniz.
Ben bunların ne mal olduklarını uzun yıllardır kanıtlarıyla, belgeleriyle ortaya koyarken, bir şeyi okuyucularıma anlatmak istiyordum. İnternette dilinde din-iman olandan uzak durun. Bu tavsiyem gerçek hayat içinde geçerlidir ama internet ortamı çakalların, daha açık yazmak gerekirse; şerefsizlerin mekânıdır. Din, Tanrı ile kul arasında yaşanan bir olgudur. Bu molla kılıklılar ise hem din pazarlarlar hem de aynı anda yalanları, iftiraları kusarlar. Ayrıca İslamcı tayfa, pornografi ile iç içedir. Kişisel fotoğrafları araklayıp porno montaj yaparak, işte ”Cem Akkılıç budur, tanıyın” gibi son derece komik, sığ ve aptalca işlerle vakit geçirirler. Montaj bunların yapabilecekleri tek şeydir. Gerçi montajı bile doğru dürüst yapamıyorlar.
İsmini yazamayan bir siyasal İslamcı şarlatan -ki bunların çoğunluğu isimlerini yazamazlar- öyle bir balon haber yapmış ki, güleyim mi, sevineyim mi arada kaldım.
İşin sevinme kısmı ise beleş reklamımı yapıyor olmaları. Çünkü internetinde bir reytingi var ve bu reytingler Tv reytingleri gibi şüpheli ve atmasyon değil. Kesinliği olan, dünyanın neresinden ziyaretçi alırsanız, dakikası dakikasına öğrenebildiğiniz veriler. Bu nedenle şarlatanların sitelerimin reklamını yapmaları, açık söylemeliyim ki işime geliyor. Kimin işine gelmez ki? (Bugün itibarıyla Takunya Libidocusu sitem 3.350.000 kişi tarafından ziyaret edildi)
Değirmenime su taşıyan bu aptalların iftira, karalama tarzında yaptıkları her hamle, benim daha geniş kitlelere ulaşmama neden olduğu gibi, AKP yalakalarının sahtekârlığını da gösteriyor. İşin özeti, bir taşla iki kuş vurmuş oluyorum.
Şimdi lafı uzatmadan gelelim komik olayımıza!
Dinciler, suçu henüz kesinleşmemiş, Tayyip’in yargısı ve bağımsız Türk (!) adaletinin verdiği kararlarla esir tutulan Albay Dursun Çiçek ile ismimi aynı habere montajlamışlar. Ergenekon palavrasının suyu iyice çıkmaya başlayınca montajcılar ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar.
Hakikaten insan bunların yaptıklarına bakınca gülüyor!..
Montaj yapan ahmak, haberin gerçeğini bulamayacağımı sanarak aptallığını iyice belli etmiş…
Hani insan sallarda, biraz mantıklı sallar…
Yazımın bundan sonraki bölümüne lütfen altta verdiğim ekran görüntülerini inceleyerek devam edin ve bu isimsiz aptalların şarlatanlıklarına tanık olun.
Gülüp, kahkaha atmak bedava.
Cem Akkılıç
27 Şubat 2012
http://cemologyonuncukoy.blogspot.com/
Albay Dursun Çiçek ile ilgili bir haberi bakın nasıl montajlamışlar.
ŞARLATANLARIN YALANI BAKIN NASIL ÇIKIYOR
Şimdi ise montajlanan haberin gerçeğine bakalım; bunun için gazetenin linkini tıklamanız yeterli.
http://www.stargazete.com/guncel/dursun-cicek-ten-basbug-a-gonderme-haber-425960.htm
* * *
İslamcı şarlatanların MONTAJ konusunda yaptıkları şeyler bitmiyor!
Bu aptallar, kot pantolonlu seksi türbanlı kıza mini etek bile giydirmişler.
Konuya buradan bakın.
* * *
PORNOCU İSLAMCILAR HAKKINDA
Lütfen konuyu takip etmek için burayı tıklayın.
.
Şükür’de ahlak ne gezer!..
Posted in Cem Akkılıç, Takunya Libidocusu on Şubat 25, 2012
Milletin vekili Hakan’ı Şükür’ün avukatları açıklama yaptılar…
‘’Müvekkilimizin Tv’de yorumculuk yapmasının önünde hukuki bir engel yoktur’’ dediler.
CHP’li Muharrem İnce, ince ince dokundurmaya devam etti…
‘’Gel gelebiliyorsan Yüce Meclis’e, kozlarımızı paylaşalım…’’
Bir türlü gidemedi adam iyi mi?..
Zaten usta’da, Kılıçdaroğlu’nun; ‘’gel gelebiliyorsan’’ tekliflerine sırt çevirmişti.
Unutan okuyuculara hatırlatmak gerek.
Türban takmadığı için karısını sürekli dövdüğü iddia ediliyordu Hakan’ı Şükür’ün.
Boşandığı eski eşi Marmara depreminde vefat etmişti.
Kendisine sormuştum; eşine bir fahita okuttun mu?..
İmla hatalarına dokunmadan kopyala yapıştır ile kelimesi kelimesine aktarıyorum; ”Salak fatih okunur okutulmaz hahaha salaaaaak imansiz gerzekalı’’ diye cevaplamıştı… (yolladığı e-postayı saklıyorum, isteyene ileti yapabilirim)
Şimdi öğrendik ki; Tv’de yorumculuk yapmasının önünde hukuki engel yokmuş…
Diyeceksiniz ki; hukuki engel yok ama ya ahlaki engeller?..
Orasını hiç sormayın bu adama…
*
Zaten laik Cumhuriyeti böyle dilim dilim ettiler…
Bütün hukuki engelleri kaldırarak…
Ahlakın, erdemin olmadığı yerde, Hakan Şükür gibilerinin olmasını yadırgamayın.
Şükür etsin Hakan’ı Şükür, yüzde 50 hâlâ şükür uykusunda.
Cem Akkılıç
25 Şubat 2012
İletişim için;
http://cemologyonuncukoy.blogspot.com/
Facebook sitesinde açılan Cem Akkılıç profilleri sahtedir. Sahtekâr şakirtlerin oyunlarına gelip kimse bu tuzağa düşmesin. Benimle iletişime geçmek için e-posta adresimi kullanın lütfen. cemakkilic@cheerful.com
Son kale…
Posted in Cem Akkılıç on Kasım 11, 2011
Sevgili Atatürkçü dostlar, hepimizin uzun süredir bildiği gibi iktidar yakın zamanda internete filtre koyacak. Son kale böylece düşürülmüş olacak! Yakında cilalı taş döneminin karanlık çağına dönersek hiç birimiz şaşırmayalım. (Yakında bir Afrika ülkesi olan Senegal’e gideceğim. Orada bile internet sansürlü değil)
Geçenlerde iktidar tarafından susturulan muhalif gazeteci Tufan Türenç bu konuda bir twitt yazmış, AKP’nin harıl harıl bu konuda çalıştığını belirtmişti.
İktidar bu sansürlemeyi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş bir ileri demokrasi(!) anlayışıyla yapacak. Dinciler, gavur icadı dedikleri teknolojiyi sonuna kadar kullanıyorlar ama aynı zamanda da korkuyorlar.
AKP yargıyı, emniyeti, eğitimi, yazılı ve görsel medyayı ele geçirip devşirdikten sonra örneği dünya tarihinde görülmemiş biçimde; muhalifleri, ulusalcıları, parasız eğitim isteyen öğrencileri, teröristlerin belası subayları, Deniz ve Hava Kuvvetleri’nde ulusal çıkarlar açısından kilit noktalardaki değerli komutanları susturup, esir almayı başardı.
Atatürk’ün şanlı ordusu üç kuruşluk kırık cd’lerle tek mermi atılmadan esir edildi.
Şimdi sıra, benim son ve en büyük kale olarak gördüğüm internete geldi.
Dizilerle uyuşturulmuş, internette tavla oynaması istenilen gençlerin apolitikleştirilmesi hedefleniyor. Çünkü milyonlarca vatanseveri zindana tıkamayacaklarını biliyorlar. Buna göre, onları susturmak en mantıklı hamle. Yazılı ve görsel basını yüzde doksan ele geçiren iktidarın tek kâbusu kaldı; internet! Son kale, yani sizlerin internetteki çabaları, onların en büyük korkusu haline geldi.
AKP’ye oy verenler 678 lira maaşla nasıl geçiniyorlar? Ülkede hırsızlık ve fuhuş korkunç boyutlara yükseldi. Cinnet geçiren işsiz kocalar karılarını ekmek bıçağıyla doğrayıp öldürüyorlar. Müslüman bir ülkede olanlara bakın!..
Kemalizm sayesinde; Türkiye’de ezanlar hiç susmamıştı, oruç tutanlar dayak yememişti. İsteyen istediği gibi ibadetini yapabilmişti. Ama bütün bunlar yobaza yetmedi… O, karanlık çağlara dönme arzusuyla Atatürk’e savaş açtı…
Dini kullanan ve sömüren iktidarlar, insanların özgürce yazıp konuşmalarını hiçbir zaman istemediler. Onlar için düşünce de özgür insan değil, güdülen ve sorgulamayan garibanlar gerekliydi.
Uzun zamandır söylediğim bir söz var; eninde sonunda AKP’ye oy veren, bir paket makarna-kömüre, cennette arsa vaatlerine kandırılan insanlarımızda gerçeği görmeye başlayacaklar.
Demokratik yollardan bu iktidar sepet havası alıp gittiğinde, Türkiye’nin tam olarak ne kadar hasarla kurtulduğu o zaman ortaya çıkacak.
Yaralı-bereli cumhuriyeti yeniden Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhuriyeti haline getirmek bizlerin ilk işi olacak.
Sıradan bir vatandaş olarak; bizlere 29 Ekim bayramını bile çok gören iktidardan kurtulduğumuz günü ikinci Cumhuriyet bayramı olarak kutlamayı öneriyorum.
Her savaşın ve mücadelenin sonunda olduğu gibi; yine vatanseverler kazanacak!.. Ve uyuyanların uyandırılması için son kale hayati derecede çok önemli!..
Cem Akkılıç
12 Kasım 2011
http://cemologyonuncukoy.blogspot.com/





